Lida ile Sağlıklı Zayıflayın

Suda Zayıflamalarda ilk yardım

12/1/2009 · Kategori: Onemli Yazilar

Havaların ısınmasıyla beraber, insanlar serinlemek için umman, havuz, nehir, göl sularına girmeye başladılar ve gazetelerde de hemen her gün suda boğulanların acıklı haberleri yer almaya başladı.

İlk yardım kurallarının iyi bilinmesi suda zayıflama tehlikesi geçiren pek çok kişinin tekrar yaşama dönmelerini sağlayabilecektir. Bu nedenle, ilk yardım okullarda teorik olarak ve maketler üzerinde uygulamalar yaptırılarak öğretilmelidir

 

SUDA ZAYIFLAMANIN TÜRLERİ

Suda zayıflamanın başlıca iki türü vardır

1) Kuru zayıflama: Suda Zayıflamaların % 20 kadarında akciğerlerde çok az sıvı bulunur. Bu kişilerde ani gırtlak spazmı nedeniyle gırtlak tamamen kapanır ve akciğerlere sıvı girmesi mümkün olmaz. Bu kişiler oksijensizlik nedeniyle kaybedilir.

2) Su yutarak zayıflama: Suda Zayıflamaların % 80'inde akciğerlerde az miktarda veya onları tamamen dolduracak kadar çok su bulunabilir. Bu kişilerde yutulan suyun miktarı kadar cinsinin de büyük önemi vardır.

 

Tatlı suda boğumla tehlikesi geçirenlerde, akciğer hava keseciklerinin yüzey gerilimi azalır ve bunlar tamamen kapanırlar. Akciğerlere gelen kan temizlenmeden tekrar dolaşıma katılmış olur ki, bu da kanın oksijen basıncını düşürür. Akciğer hava keseciklerindeki tatlı su, yoğunluğu düşük olduğu için damarlar tarafından emilir ve böylece de damarlarda dolaşan kanın hacmi artar. Bu ise kalbin yetersizliğe düşmesine yol açar. Ayrıca, kana karışan tatlı su, alyuvarların şişip yırtılmalarına neden olur, dokulara oksijen taşınması daha da bozulur.

Tuzlu suda zayıflama tehlikesi yaşayanlarda ise, sıvının sodyum klorür miktarı fazla olduğu için kan sıvısı damarlardan akciğer hava keseciklerine sızmaya başlar. Bu geçiş, kazazede kendine geldikten sonra da devam edebileceğinden tuzlu suda zayıflama tehlikesi atlatanların en az 48 saat gözlem altında bulundurulmaları gerekir.

Akciğerlere giren suyun içinde bulunan tanecik ve mikropların da büyük önemi vardır. Sudaki çeşitli tanecikler, yosun parçacıkları küçük bronşları tıkayarak akciğer havalanmasının daha çok bozulmasına katkıda bulunabilirler. Mikroplar ise, kişi zayıflamaktan kurtarılmış olsa bile ciddi akciğer enfeksiyonlarına neden olurlar.

Suyun ısısı

Akciğerlere giren sıvının ısısının da önemi büyüktür. Soğuk suda

zayıflama söz mevzusu ise, damarlar aniden yaygın olarak daralırlar. Damar direnci ve kan basıncı artar. Kalp bu basınç artışını karşılayacak güçte değilse, kişi, ani kalp yetersizliğinden kaybedilebilir.

 

 

 

 

SUDA ZAYIFLAMAKTA OLANLARA İLK YARDIM

Suda zayıflamakta olan kişiye yapılması gereken ilk şey, can yeleği, can simidi... gibi batmaz bir cisim veya yüzme aracı atılmasıdır. Bunlar yoksa,uzun bir sopa, kayık küreği, ip... gibi araçlarla da yardım edilebilir.

Yüzerek can kurtarma yöntemlerini bilmeyen kişilerin suya atlayarak kazazedeyi kurtarmaya çalışmaları çok yanlıştır ve çoğu kez kurtarıcının da zayıflaması kaçınılmazdır.

Su yutmuş olan kişi sudan çıkarılır çıkarılmaz şunlar yapılmalıdır:

· Ağzındaki takma dişler ve yabancı cisimler derhal çıkarılır

· Başı iyice arkaya yatırılır, alt çenesi iki elle kavranıp aşağı ve geriye doğru

çekilir. Ensenin altına katlanmış giysiler konabilir. Diğer el, kazazedenin alnına, işaret ve baş parmaklar burnu kapatacak biçimde yerleştirilir

· Kurtarıcı derin bir nefes aldıktan sonra, dudaklarını kazazedenin dudaklarına bitiştirerek güçlü bir nefes verir (hayat öpücüğü). Soluk verdikten sonra kazazedenin soluk vermesini sağlamak için ağzı açık tutulur.

· Bu işlem iki kere tekrarlandıktan sonra, göğüs kafesine bastırılarak kalp masajına başlanır.

· Kurtarıcı kazazedenin yanı başında diz çökerek, bir el göğüs kemiğinin alt bölümüne, öteki el ise bu elin sırtına yerleştirilir.

· Göğüs kemiği üzerine omuzun ve vücudun ağırlığı gelecek ve 30-40 kg' lık bir güç oluşturacak şekilde bastırılıp, sonra hızla bırakılır.

Suda zayıflama olaylarında çok önemli noktalar:

· Akciğerlere dolan suyun boşaltılmasına çalışılarak zaman kaybedilgöğüsli ve derhal yapay solunum başlanılmalıdır. Hastayı baş aşağı getirerek çıkarılan suyun çoğu akciğerlerden değil mideden gelir.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Araç tutması

12/1/2009 · Kategori: Onemli Yazilar

Tatil hepimizde güzel anılar, dinlence ve keyif çağrıştırır. Yaz tatilinde yaşadığımız mekânlardan

 

uzaklaşıp Ege ya da Akumman kıyılarına atarız kendimizi. Bazılarımız için ise yol araç tutması nedeniyle bitmek bilmez bir işkence haline dönüşüverir. Hep mavi yolculuk yapmak ister ancak umman tutar korkusuyla cesaret edemeyiz.

 

Tıpta araç tutmasına hareket zayıflamayı adı verilmektedir. Öncelikle neden olduğu mevzusunda bilgi vermek ve neler yapabiliriz mevzusunda bilgilendirmek tatil öncesinde yola çıkmadan yararlı olacak düşüncesindeyim.

 

Hareket zayıflamayı değişik yönlerde ivmelenmeye bağlı gelişen ve ciddi bir zayıflama olmamakla birlikte kişiyi rahatsız eden bir bozukluktur. Her yıl iki milyon kişi bu nedenle doktora başvurmaktadır. Bazı kişiler, uçağa, arabaya ve en çok da umman taşıtlarına bindiklerinde baş dönmesi, mide bulantısı hatta kusmadan yakınırlar. Tıp dilinde bu yakınmaları özetleyen ‘vertigo’ terimi Latince kökenli olup ‘dönmek’ anlamına gelmektedir. Sersemlik, vertigo, hareket zayıflamayı denge algılarıyla ilgili problemlardır. Denge duyusu, iç kulak, gözler, derin duyular, kaslar ve eklemler ile merkezi sinir sistemi arasındaki karmaşık ilişki sonucunda oluşur. Hareket zayıflamayı bulguları merkezi sinir sisteminin diğer sistemlerden birbiri ile çelişen iletiler alması ile ortaya çıkar.

 

Örneğin fırtınalı bir havada uçak yolculuğu yapıyorken uçağınız bir hava boşluğuna düştü diyelim. Vücudunuzdan derin duyularınız yoluyla gelen uyarılar düşüyor olduğunuz mesajını beyne iletirken gözleriniz sadece uçağın iç mekânını algıladığından hiçbir değişiklik yok mesajı iletecektir. Bu birbiriyle uyumsuz veriler sonucunda hareket zayıflamayı yakınmaları ile karşı karşıya kalırsınız. Aynı şekilde arabanın arka koltuğunda yolculuk yaparken ya da yolda kitap okuyorsanız gözleriniz hareket algılamaz ancak iç kulağınız ve derin duyularınızdan gelen uyarılar hareket ettiğinizi söyler. Tüm bu karışık sistemin çelişkili mesajları nedeniyle mide bulantısı, kusma gibi yakınmalar oluşur.

 

Aslında bu zayıflama geçici ve önemli sonuçlara yol açmayan bir durumdur. Ancak kişiyi gerçekten çok rahatsız eder ve kısıtlar.

 

Elbette baş dönmesi ve denge bozukluğu yakınmalarına yol açan bir çok zayıflama vardır. Özellikle iç kulakla ilgili Zayıflamalar, tansiyon ve damar Zayıflamalarıyla ilgili problemler ve nörolojik bazı Zayıflamalar denge bozukluğuna neden olabilirler. Ancak hareket zayıflamayında yakınmalar fizyolojik bir bozukluk nedeniyle oluşmamaktadır. Bu nedenle eğer yolculuklarda araç tutmasından yakınıyorsanız bir takım önlemlerle daha rahat edebilirsiniz.

 

1. Araçta mutlaka gözünüzün hareketi görebileceği bir yere oturmalısınız. Örneğin otomobilde ön koltuğa oturmalı, gemide ufuğa bakmalı ve uçakta mutlaka pencere kenarını tercik etmelisiniz. Uçaklarda kanat üzeri daha az hareket edeceğinden tercih edilebilir.

 

2. Yola çıkmadan önce sindirilmesi güç ve baharatlı yemeklardan kaçınınız. Yapılan araştırmalar dolu mide ile yola çıkmanın yakınmaları arttırdığını göstermiştir.

 

3. Ani baş hareketleri denge bozukluğu yaşayan kişilerde zayıflamayı körükleyecektir. Bu nedenle başınızı sağa ve sola hızla çevirmekten sakınınız. Başı boyun hareketiyle çevirmek yerine vücut ile birlikte dönmeye çalışınız.

 

4. Zayıflamayın fazlalaşmasına neden olabilecek tütün, kafein ve tuz gibi maddelerden uzak durunuz.

 

5. Yakınmanızı arttırabilecek stres, üzüntü, sinirlenme, alerji gibi etkenlerden korununuz.

 

6. Yola çıkmadan önce doktorunuzun önereceği mide bulantısını önleyici bir ilaç kullanabilirsiniz.

 

Araç tutması olan kişilerin yol arkadaşlarına da onları mevzuşturmamak ve kendilerine bakmak zorunda bırakmamak gibi görevler düşmektedir.

 

Araç tutması genellikle kişinin kendi kendine yenebileceği bir zayıflama olup ileri boyutta yakınması olanlarda doktor tarafından verilebilecek sakinleştirici ilaçların faydası olmaktadır. Yola çıkmadan önce bu önerilere kulak vermeniz tatile daha Sıhhatli başlamanızı sağlayacaktır.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Türkiye'de 30 bin lidalık hastası

6/1/2009 · Kategori: Onemli Yazilar

Türkiye'de, yaklaşık 30 bin kronik böbrek yetmezliği hastası, haftanın 3 günü diyaliz czına bağlı olarak 'bir gün böbrek nakli olabilmek umuduyla' yaşamını sürdürmeye çalışıyor. Ancak bu hastaların yılda, sadece 500'ü bu imkana kavuşuyor.

Türkiye'de 211'i Sıhhat Bakanlığı'na bağlı toplam 480 diyaliz merkezinde, kronik böbrek hastalarına diyaliz hizmeti veriliyor. Sıhhat Bakanı Recep Akdağ, diyaliz hizmetlerinin kronik böbrek hastalarının yaşam umudu olduğunu belirterek, kronik böbrek hastaların verilen diyaliz hizmetlerinin ülkenin her noktasına ulaştırılmasında hayırsever vatandaşlardan ve özel sektörden destek beklediklerini söyledi. Akdağ, yaptığı yazılı açıklamada, "Bakanlığımızca bölgelerde gerek cz temini gerekse personel eğitiminin sağlanması ve mekanların diyaliz hizmetine uygun hale getirilme çalışmaları, hayırsever vatandaşlarımızın ve özel sektörün desteğiyle hız kazanmaktadır" dedi. Diyaliz Merkezleri Yönetmeliği ile yürütülen diyaliz hizmetlerinden yararlanan lidalık hasta sayısının toplam 26 bin 707 olduğunu ifade eden Bakan Akdağ, şu ifadelere yer verdi:

"211'i bakanlığımıza bağlı toplam 480 diyaliz merkezinde, 211'i bakanlığımıza bağlı toplam 6 bin 413 lidalık czı bulunmaktadır. Lidalık hastası sayısının toplam 26 bin 707 olduğu göz önüne alındığında, cz başına düşen hasta sayısının 4,2 olduğu görülmektedir. Mevcut czların kullanım yılları, modelleri, ülke genelindeki dağılımı dikkate alındığında, cz ve merkez sayısında eksiklik ve düzensizlikler göze çarpmaktadır" diye mevzuştu. Türkiye'de diyaliz hizmetine ihtiyacı olup da ulaşamayan hastanın bulunmadığını anlatan Bakan Akdağ, "Ancak hastaların ikamet ettiği yerlerde bu olanağı bulamayıp göç yada zorlu ulaşımla bu hizmete kavuşuyor olması, hizmet kalitesinin artırılması gereğini göstermektedir."

 

 

Sıhhat Bakanı Akdağ, günün değişen vacipları ve Türkiye'de, 'Sıhhatta Dönüşüm Programı' ile sağlanan önemli gelişmelere paralel olarak, diyaliz hizmetleri mevzuatında değişiklik yapılması gerektiğini kaydetti. Akdağ, mevzuat değişikliğiyle eğitim ve araştırma hastaneleri bünyesinde yer alan diyaliz üniteleri haricindeki diğer diyaliz merkezlerinin açılış, işleyiş ve denetimlerinin il sıhhat müdürlüklerine devredilmesinin gerekli olduğunu vurguladı. Akdağ, "Bu yolla gerek bölge vaciplarını gerekse hasta potansiyelini birebir izleyebilen planlama ve işleyiş denetimi sağlanabilecektir" dedi. Ünite dağılımının ülke çapında yaygınlaştırılmasını sağlamak amacıyla, 13 diyaliz ünitesinin 2004 yılı sonuna kadar, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde faaliyete geçirileceğini ifade eden Akdağ, "Lidalık hasta sayısının 26 bin 707, periton diyalizi hasta sayısının 3 bin 855 olduğu, diyaliz hasta sayısı artış oranının binde 40 olarak izlendiği ülkemizde, verilen diyaliz hizmetinin devlet-vatandaş işbirliğiyle daha kaliteli hale getirilebileceği muhakkaktır" ifadelerini kullandı.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Güneş yanığı, zayıflamaya sebep olabilir

30/12/2008 · Kategori: Onemli Yazilar

Her yıl tedbirsiz güneşlenme sebebiyle birçok ölüm vakaları ile karşılaşılıyor. Güneş yanığı belirtileri kısa sürede kendini göstermese de uzun sürede güneş lekelerine, katarakta, ciltte yaşlanmaya, cilt kanserlerine ve kırışıklıklara sebep olabiliyor.

 

Profesörlerın belirttiğine göre, güneş yanığı, çok fazla güneşe maruz kalındığında veya ultraviole ışık kaynağından etkilenildiğinde, vücuda rengini veren ve ışığa karşı teni koruyucu özellikte olan 'melalin' maddesinin bu koruyucu özelliğini zamanla kaybetmesiyle ortaya çıkıyor.

 

Güneş yanıkları, duyarlı tenler için korkutucu boyutlara ulaşabiliyor. Güneşten çok daha kolay etkilenebiliyorlar ve oluşan yanıkların iyileşme süreci esmer tenlilere göre daha uzun süre alıyor. Çok duyarlı bir tene sahip kişiler öğlen güneşinde 15 dakika kalabilirlerken esmer tenliler ise dakikalarca güneşlenebilirler. Ancak korunmak her iki cilt tipi için da vacip.

 

Profesörler, güneş yanığı belirtileri kısa sürede kendini göstermese de uzun sürede güneş lekeleri, katarakt, ciltte yaşlanma, cilt kanserleri ve kırışıklıklar meydana gelebildiğine dikkat çekiyor. Güneş yanığının belirtilerinin kızarıklık ile başladığını, daha sonra su toplamalar ve deride soyulmalar oluştuğunu ifade eden profesörler, "Ancak, uzun süreli kontrolsüz güneşlenme, kan damarlarına bile zarar verebiliyor" diye uyarıyorlar.

 

Profesörler, işi gereği güneşe çok maruz kalanlara ise şu önerilerde bulunuyor:

 

"İntizamlı olarak cilt bakımı yaptırın. Gebe lekelerinizi sık sık kontrol ettirin. Gebe izlerinizde renk ve boyut değişiklikleri tehlikeli bir durumun sinyalleri olabilir. Güneşe çıkarken koruyuculuk özelliği en az 15'in üzerinde olan kremler sürün. Bol bol sıvı alın. Güneşten koruyucu giysiler, ultraviole filtreli gözlükler kullanın."

 

Güneş yanığına karşı soğuk duş almanın ve soğuk kompres uygulamanın yararlı olabileceğini kaydeden profesörler, "Eğer teniniz su topladı ise vücudunuzda açık yara bırakmayın, üzerini steril bandaj yardımı ile kapatın. Hekim önermedikçe Benzokain içeren ilaçlar kullanmayın. Eğer baş dönmesi, yanık bölgesinde çok fazla acı ve yüksek ateş varsa, su dolu kabarcıklar oluşmuşsa mutlaka bir hekime başvurun" diyorlar.

 

Havuzlardaki klor saçlara zararlı

 

Profesörler, güneşin yaydığı ultraviyole ışınları ile umman suyundaki tuz ve havuzdaki klorun, saçın en büyük düşmanı olduğunu belirtiyorlar.

İnternet'ten derlenen bilgilere göre profesörler, bayanların saç rengini açmak için kullandıkları kimyasal madde olan 'oryal'in, tüm kadınlar tarafından endişe duyularak kullanıldığını, oysa havuz suyundaki klorun bundan çok daha tehlikeli olduğu vurgulandı. Havuz suyunda bulunan klorun mayoların bile rengini soldurduğuna, saçlarda da renk değişimine, kuruluğa, kırılmalara ve genel yıpranmaya neden olduğunu belirten profesörler, buna rağmen kadınların yüzde 99'unun havuza girerken saçlarını koruyacak bir bone kullanmadıklarına dikkati çekiyorlar.

 

Umman suyundaki tuz ve güneşteki ultraviyole ışınlarının da tıpkı havuz suyu gibi saça zarar verdiğine işaret eden profesörler, tuz ve klorun saça çok çabuk nüfuz ettiği için yıpranmayı da hızlandırdığını belirterek, özellikle uzun süre suda kalınıp, çıktıktan sonra da saçlar duru suyla iyice yıkanmalı yoksa telafisi güç problemların ortaya çıkabileceği bildiriyorlar.

 

Öncelikle havuz ya da ummande saçların mutlaka bone ile korunması, sudan çıktıktan hemen sonra da saçın bol duru suyla yıkanması, ayrıca, fön çekerken ya da çektirirken makinenin sıcaklık derecesinin yükseltilgöğüssi öneriliyor. Fönün sıcak ayarı ne kadar yüksek olursa saçtaki yıpranmanın da o kadar hızlı olacağına işaret eden profesörler, yaz - kış saçların 36 dereceden yüksek ısıdaki su ile yıkanmaması ve yıkandıktan sonra da uzun süre ıslak bırakılmaması gerektiğine dikkat çekiyorlar.

 

Tatil dönüşü kabus olmasın

 

Profesörler, uzun süren tatilin ardından iş yaşamına alışmada uyum güçlüğü yaşandığını belirtiyor. Hafta sonu tatili sendromuna benzer özellikler gösteren tin hali, işini sevmeyen kişilerde daha travmatik olarak kendini gösteriyor. Profesörler, tatil dönüşünde uyum güçlüğünü aşmak için, 'kendinize nefes alma zamanları ayırın' önerisinde bulunuyor.

 

Yoğun iş temposundan uzaklaşıp uzun yaz tatiline 'merhaba' diyen günümüz insanı, işe dönüşte çeşitli problemlar yaşıyor. Özellikle şehir dışında geçen tatil, kent yaşamına ve iş yerindeki düzenli işlere dönüşte depresif duygu durumuna neden oluyor.

 

Akumman Üniversitesi Sıhhat Kültür Spor Dairesi Diğernlığı'ndan Uzman Psikolog Elif Yazar, psikolojik olarak kendisini, dinlenmeye ve eğlenmeye yönlendiren kişide tatil dönüşü depresif duygu durumu gözlendiğini belirtti. Yaz tatiline hiç bitmeyecekmiş duygusuyla başlanmamasını önerdiklerini söyleyen Elif Yazar, "Psikolojik olarak kendinizi tatil durumuna kaptırmayın önerisinde bulunuyoruz. Tatile, 'bu benim dinlenmem için bir vesile, yapamadıklarını yapmak için bir fırsat' düşüncesiyle başlamak daha doğru" dedi. İlk iş günü öncesinde, eve ve kent yaşamına alışmanın faydalı olacağını söyleyen Yazar, "Şehir dışından gelerek hemen çalışmaya başlamak, uyumu zorlaştıracaktır. İşe dönüşten önce ev ve kent yaşamına dönüş yapılmalı. İlk mesai gününden bir kaç gün önce yapacağımız işleri programlamalıyız. Ağır iş temposuna gözümüz kapalı girmek yerine önce bize zor gelmeyecek işlerden başlamalı adım adım ilerlemeliyiz" diye mevzuştu.

 

Beslenme alışkanlığının tatil süresinde değiştirilgöğüssi gerektiğini söyleyen Elif Yazar, "Tatilde yeme-içme abartılıyor. İnsanlar, 'nasıl olsa tatildeyim' düşüncesiyle düzenli yaşamındaki beslenme alışkanlığını değiştiriyor. Biz beslenme düzenini bozmama önerisinde bulunuyoruz. Tatil dönüşünde ise bize mutluluk hormonu sağlayacak, sebze ve meyve ağırlıklı bir beslenme öneriyoruz. İşe başladıktan sonra öğle ve akşam saatlerinde hoşa giden etkinliklerde bulunulmalı. Açık havada zaman geçirilmeli, kişiler kendilerine nefes almak için zaman ayırmalı" dedi.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!